Ahmet Kılıçaslan Aytar; GAFİL GEZME ŞAŞKIN


GAFİL GEZME ŞAŞKIN

Rusya destekli Suriye güçleri ülkenin kuzeybatısında son isyancı yerleşim bölgesine kara taarruzundadır.
İdlib eyaleti kırsalında sivil bölgeler de havadan bombalanıyor.
Şiddetli bir saldırı ve kapalı bir Türk sınırı arasında sıkışıp kalan umutsuz siviller;
Geçici yerleşim yerlerinde toplanıyor ve güvenlik arıyor.

*
Suriye Arap Ordusu’nun ülkesini teröristlerden temizleme saldırısı,
Ağustos’ta Türkiye ile Rusya arasındaki ateşkes müzakereleri ardından durdurulmuştu.
Şimdi yeniden başlatılan taarruz, Maarat al-Numan ve Saraqib şehirlerini kurtarmak:
Hama ile Halep arasındaki kuzeyden güneye M5 karayolunu kontrol etme amacı taşıyor.  

*
En aktif cephe, Suriye savaşı başladığında 80 bin nüfusa sahip olan Maarat a-Numan’ın güneydoğusudur.
Arazisi tankların kullanılmasına uygun düzlüktedir.
Kara saldırıları günde 100’den fazla hava bombardımanı ve ağır topçu saldırıları ile destekleniyor.
Teröristler kaçıyor ve sivillerin arasına karışıyor.

*
Suriye ile ilgili bir başka savaş da Birleşmiş Milletler’de gerçekleşiyor.
Türkiye’nin askeri harekatı ve devam eden çatışmaların yüzünden Suriye’de, nufusun yarısı kadar 11 milyon kişi insani yardıma muhtaçtır.
BM ve ona bağlı insani yardım kuruluşları ayda 5,6 milyon Suriyeli’ye insani yardım ulaştırıyor.

*
2014’ten beri Güvenlik Konseyi’nin 2165 sayılı kararında belirtilen dört sınır kapısından,
Suriyeli sivillere gıda yardımı, su, tıbbi yardım, barınak ve diğer genel ihtiyaç yardımları sağlanıyor.
Ama Suriye’ye sınır ötesi insani yardımın yapılmasıyla ilgili 2165 sayılı Güvenlik Konseyi kararı Aralık ayında sona eriyor.
Konseyin bu yönde yeni bir karar toplantısına Rusya ve Çin’in vetosu önemli gelişmelere işaret ediyor.

*
Çünkü işler değişmiştir.
İnsani yardımların dağıtımını sekteye uğratan terör örgütü İŞİD, büyük ölçüde zayıflamış ve varlığı daralmıştır.  
Suriye hükümeti bölgenin büyük bir bölümünü kontrol ediyor.
Bu yüzden insani yardımların artık Şam’ın rızasıyla olağan prosedüre göre verilmesi gerekiyor.
 
*
Rusya, Suriye hükümetinin ulaşamadığı alanlarda insani yardımları kontrol altında tutmayı öngörüyor.
Çünkü yardımın ihtiyacı olanlara değil, belirli gruplara ve teröristlere aktığı konusunda endişe duyuyor.
Suriye’nin kuzeydoğusundaki mevcut BM yardım geçişlerinin kapanmasını istiyor.

*
Rus mantığı, elde edilen saha sonuçlarını siyasi başarılara çevirmeye dayanıyor.
Bu yüzden Moskova,  İnsani yardımlar: Siyasi Çözümün sağlanmasına yönelik düzenlemeler: Rusya ve ortaklarının Astana sürecindeki adımlarını kabul etmek:
Mülteci dönüşü : Yeniden yapılanma projelerinde uluslararası girişimlerle adımlarını hızlandırmaya çalışıyor.

*
Ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2165 sayılı kararını kabul etmiyor.
Bu karar, insani yardımların komşu ülkelerden sınır kapıları aracılığıyla Suriye’ye girmesi için basit bir tedarik mekanizması sunuyordu.
Doğrusu her yıl yenilenen bu mekanizma sivillere yönelik çok şey başarmıştır.
Öyle ki BM insani yardım kuruluşları ve ortakları;
Öncüpınar (Bab es-Selam), Cilvegöz (Bab el-Havva), el-Yarubiye ve er-Remse’deki ön hatlardan ve kontrol noktalarından başarıyla yardım geçişleri sağlamıştır.

*
Şimdi Moskova, Suriye’nin topraklarının üçte ikisinden fazlasını kontrol ettiği,
Hükümet güçlerinin Türkiye ve Ürdün sınırlarında durduğu bu sırada;
Sınır ötesinden yapılan yardımlara işte yukarıda işaret edilen nedenlerle izin vermiyor.
Almanya, Belçika ve Kuveyt’in sunduğu sınır ötesi yardımlar hakkındaki karar tasarısına karşı çıkarak kendi tasarısını önermiş,
Ancak önerdiği tasarı için yeterli oyu alamayacağını da öngörmüştür!

*
Bu 2165 sayılı kararla insani yardım konvoyları veya insani yardım çabalarının  10 Ocak’tan itibaren durdurulacağı anlamına geliyor.
Çünkü Rusya alan başarılarının daha fazla görmezden gelinemeyeceği düşüncesindedir.
Veto ettiği tasarı karşılığında, yardımların sınırlandırılması ve söz konusu mekanizmanın sadece 6 ay uzatılması teklifinde bulunmuş,
Ancak teklifi reddedilmiştir.
Şimdi Moskova, uluslararası toplumun Suriye’deki insani meseleyle başa çıkmak için yeni mekanizmalar aramaya başlayacağını düşünüyor.
Bunun yolunun Rus arzusuna kısmen de olsa boyun eğmekten ve Şam ile koordineli hareket etmekten geçeceğini öngörüyor..

*
Rusya’nın tutumu, İdlib’de ve rejimin kontrolü dışındaki bölgelerde kemerlerin sıkılacağını gösteriyor.
İdlib’deki mevcut askeri durum, bölgedeki çoğu mesele gibi insani meselelere odaklanmaktan daha önemli bir yer işgal ediyor…

*
Bu noktada yakın geçmişi şöyle bir hatırlamak ve bölgede Türkiye gerçeğini görmek gerekiyor.

*
Astana süreci Rusya’nın İsrail ile müzakereleri sonrasında oluştu.
Suriye’de, Ürdün sınırında: Guta: Humus kuzeyinde: İdlib’te olmak üzere dört de-eskalasyon bölgesi kuruldu.
Türkiye İdlib’de görev aldı.  

*  
Türk ordusu İdlib’teki 12 gözlem noktasında küçük bir mevcuda sahiptir.
Bu noktaların ciddi bir savunması yoktur ve kolayca aşılabilir.
Idlib’e bir saldırı yapılması halinde Türkiye bu küçük karakolları savunmak ya da geri çekilmek arasında seçim yapmak zorundadır.

*
De-eskalasyon bölgeleriyle Suriye’de İsrail lehine kurtarılmış Sünni Arap Bölgeleri  kuruldu.
Rejim savaş alanını daralttı, muhalefete karşı birden fazla cephede savaşan güçlerini yeniden toparladı,
Rusya ve İran’ın desteği ile topraklarını özgürleştirdi.  
Geriye ülkenin kuzeybatısında Kürtler ve  yıllardır  silahlı direnişin ve El Kaide bağlantılı operasyonların merkezi İdlib kaldı…

*
Bugün İdlib, karmaşık görünümüyle diplomatik çözümün merkezini oluşturuyor.
Türkiye İdlib de, Suriye yönetimiyle işbirliği yolu çizerek çatışmaların bitmesine çaba göstermeyi:
İdlib’teki yönetimi silahlı terör gruplarından alarak sivil idareye devretmeyi:
Radikal unsurları elimine ederek kentteki çatışmasızlığı denetlemeyi ve güvenliği yerel polis güçlerine bırakmayı görev edindi.

*
Bu görevi, Suriye toprak bütünlüğü ve bölgedeki nufusunun artacak olmasıyla sağlanabileceği bir strateji ile yürütecekti.
Yani Türkiye bu görevi aldığı andan itibaren bölgeye çok sayıda Sünni Arap taşıyacağını ve yeni bir demografik yapı oluşturacağı bildirmişti.
Zaten Erdoğan’ın stratejisi de Osmanlı’nın bu eski topraklarında ağırlıklı olarak İslam din ve gelenekleri ile uyumlu bir ekonomik ve siyasi düzeni oluşturmaya dayanıyordu…

*
Türkiye kuzeybatı Suriye’nin kontrolünü ele geçirme konusunda yaptığı bu riskli yatırım, İdlib’in siyasi gerçeğini oluşturdu.
Putin, Erdoğan’dan 15 Ekim 2018’e kadar Türkiye yanlısı isyancı vekil güçleri İdlib’ten çekmesini,
İdlib merkezinde silahsızlandırılmış bir bölgenin kurulmasını istedi.

*
Türkiye belki küçük bir saldırı yönetilebilir ve sınır ötesi insanların kitlesel hareketini önlemek için hazırlık yapabilirdi.
Ama Erdoğan için tehlike, Esad ve Moskova’ya imtiyaz vermeye hazır yerel bir muhalefet üretememesiydi ki;
Bu durum İdlib’de büyük bir tırmanışın kaçınılmaz hale gelmesine neden olacaktı…

*
Nitekim Erdoğan, hep ABD’nin İdlib’te  hayat kurtaran bir gecikmeye yol açmasını ve Ruslarla  ilgili olası bir çöküşü umdu.
Türkiye bu sayede Suriye’nin kuzey sınırlarındaki askeri ayaklarını sağlamlaştırabilecek,
Ardından terörist vekil güçlerini ABD çıkarlarına hizmet eden ve özerklik isteyen Suriye Kürtlerinin üzerinde bir tehdit olarak kullanabilecekti.

*
Ancak Türkiye ne üstlendiği görevi ne de umud ettiklerini başardı!
Çünkü Ankara, isyancıları Sünni halkın ordusu olarak ele alıyor, bunun sonucu olarak İsyancıların liderliği de rejimin geri dönüşüne izin vermiyordu.
Türkiye’ye ait karakolları tehditlerden korumak için birlikte savunma mekanizmalarını güçlendirdiler.

*  
Nihayet Kasım 2018’de Rusya Devlet Başkanı V.Putin, Suriye’nin İdlib’e taarruzunu öngördü.
Rusya, Idlib’de sınırlı bir müdahale yapılması halinde, bu saldırının HTS ve aynı zamanda Türkiye üzerindeki baskıyı artıracağını düşündü.

*
Ateşkes ateşkesi izledi.  
Giderek Suriye ve Rusya; Türkiye’den İdlib’ten çekilmesini ve bölgeye sığınmış cihatçıları kendi kaderleriyle baş başa bırakması ısrarında oldu.
Türkiye ise İdlib ” kırmızı çizgimdir” diyor ve Suriye rejimine asla bir girişimde bulunmamasını ihtar ediyordu.
Sınır ötesi insanların kitlesel hareketini önlemek için hazırlıklar yapmamıştı ama kitlesel bir göçe uğramayı reddediyordu.

*
Şimdi Türkiye Suriye’de isyancılar ve radikal terörist grupların hakimiyetindeki  son bölge İdlib Eyaletinde,
Suriye Arap Ordusu’nun  Rusya ve İran desteğindeki hava saldırıları ve bombardımanlarının artan tehditi altındadır.
Suriye ve Rusya; İdlib’deki harekâtın Türkiye’nin bu kentten çıkmasını da sağlayacağını düşünürken,
Erdoğan hâlâ  Suriye Arap Ordusu’nun bu harekâtını  Türkiye’nin güvenliği için tehdit oluşturan bir ihlâl olarak kabul ediyor…

*
Halbuki Astana sürecinde; Suriye’nin topraklarının tamamında kontrol sağlamasını meşru hak olduğu kayda geçmiştir.
1- Türkiye’nin kuzey Suriye kaynaklı güvenlik kaygılarının ancak Kürtlerle sorununu diyalogla çözmüş bir Suriye’nin egemenliğini tüm topraklarında kurmasıyla giderilebileceği,
2- Türkiye’nin güvenlik kaygılarını gidermek ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak üzere  Adana  Mutabakatı’yla  hukukî bir  zemin oluşturulması,
3- Bu mekanizma aracılığıyla Suriye ile siyasi ilişki kurmayı hedeflenmesi,
4- Böylece Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyi ve Fırat’ın doğusu ile ilgili olarak ABD ile güvenli bölge pazarlığını sonlandırmasını kabul edilmiştir.

*
Dün Türkiye Dışişleri Bakanlığından bir heyet Moskova’da Suriye konusunda temaslarda bulundu.
Erdoğan Batı’ya “Türkiye bu büyük sığınmacı yükünü tek başına kaldıramaz. Vallahi billahi tallahi, kapıları açarım” diye tehdit etti!

25.12.2019